Amsterdam Gezilecek Yerler


Dokuz günlük seyahatimizin ilk durağı idi Amsterdam ve öncesinde Amsterdam gezilecek yerler nereler diye epey bir araştırma yapmıştık. Ama bu seyahatimizde yanımızda gezi rehberlerinden, gezi dergilerinden daha iyi, içeriden bir kaynağa da sahiptik. Amsterdam’da gezilmesi gereken yerleri anlatacak hatta sadece anlatmakla kalmayıp gezdirecek bir kaynak; Amsterdam’da yaşayan kardeşimiz. Sayesinde hem Amsterdam’da gezilecek yerleri öğrendik hem de Amsterdam’ın dışında ama mutlaka gidilmesi gereken yerlere gidebildik. Kaynak da belirttiğimize göre artık gerisini; Amsterdam gezilecek yerleri anlatmata başlayabiliriz. Küçük bir de not; yazının bazı yerlerinde çok soğuktu üşüdük diyoruz, sonra t-shirtlü insanlar görüyorsunuz fotoğraflarda, bu yaman çelişkinin sebebi Amsterdam’a birden fazla kez gitmiş olmamız. Bu seyahatimlerimizden öğrendiklerimizi toplayıp hazırladık Amsterdam gezilecek yerler yazımızı…  

Amsterdam müzeler yönünden çok zengin bir şehir. Hele üç müze var ki Amsterdam’da mutlaka gezilmesi gereken; Rijksmuseum, Van Gogh Museum ve Amsterdam Museum. Onlar ile başlayalım yazımıza.


1. Amsterdam gezilecek yer dendi mi ilk akla gelen yerlerden Rijksmuseum

Amsterdam’daki gezilecek yerler sıralamasında kuşkusuz en önemli duraklardan birisi Rijksmuseum. 1885 yılında bugünkü yerine açılan Rijksmuseum binası, ortaçağdan kalma bir yapı olarak projelendirilmiş ama Amsterdam halkı tarafından Hollanda mimarisine benzemediği için eleştirilmiş. Öyle ki zamanın kralı müzeye girmeyi bile kabul etmemiş. 

Rijksmuseum’da Van Gogh, Goya, Rembrandt gibi dünyaca ünlü sanatçıların dünyaca ünlü eserleri sergileniyor. Rijksmuseum’a gittiğinizde Waterloo Savaşı, Yahudi Gelin, Mutfak Hizmetçisi (The Milkmaid), Patenciler ve Kış Manzarası gibi önemli eserleri mutlaka görmelisiniz. 

Ama Rijksmuseum’un baş yapıtı kompozisyonu, dinamik hareketliliği, ışık, gölge ve renk kullanımı ile dünyaca ünlenen Rembrandt’ın Gece Bekçisi eseri imiş. Gece Bekçisi eseri ile ilgili bir not paylaşalım; gittiğinizde resmin karşısına geçip arkadaşlarınıza anlatırsınız. Gece Bekçisi, gerçek adı ile Yüzbaşı Frans Banning Cocq’un Milis Gücü eseri, aslında mali yönden hali vakti yerinde olan Rembrandt için bir yıkım anı olmuş. Bu resmi ısmarlayan milisler karşılarına çıkan eseri pek beğenmemişler. O güne dek diğer portrelerde otururken, ciddi bir şekilde resmedilen muhafızlar bu resimde askeri birliğe yakışmayacak düzensiz bir durumda ölümsüzleşmişler. Oysa ki Rembrandt Gece Bekçisi eserinde emrin verildiği, birliğin silahlarını kuşanıp tam da harekete geçtiği anı resmetmiş. Ama çağdaşlarından farklı bu yaklaşım içinde bulunduğu zamanda kabul görmemiş. 

Rijksmuseum’da resimlerden başka eserler de bulunuyor. Heykeller, çocuğa ait olamayacak kadar güzel bebek evleri (mesela Petronella Oortman’ın Bebek Evi), mobilyalar, kostümler, seramik bir metre uzunluğundaki vazolar gibi birçok farklı eser Amsterdam’ın en çok ziyaret edilen müzelerinden Rijksmuseum’da ziyaretçilerini bekliyor.

Kısaca söylemek gerekirse Amsterdam’da mutlaka gezilmesi gereken bir yer Rijksmuseum. Bir tek sıkıntısı var o da fotoğraf çekimine izin vermiyor olmaları. Gerçi biz bunu fotoğraf çekince güvenlik görevlileri yanımıza geldiğinde öğrenmiştik :) Ama dilerseniz Google Art Project sayesinde Rijksmuseum’u dolaşır gibi eserleri görebiliyorsunuz.

Uygulamalardan bahsetmişken tavsiye edeceğimiz bir de aplikasyon var. Rijksmuseum’un mobil uygulamasını indirseniz (iPhone / Android) kendi ücretsiz multimedya turunuzu yapabilirsiniz. Böylece hem müzenin en çok görülmesi gereken eserlerini nasıl kolay bulacağınızı öğrenir hem de müze direktörünün, küratörün yorumları ile detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz (giriş 17.50 euro; I amsterdam city card ile 15 euro, Museumplein kartı ve Müze kart ile ücretsiz ve sıraya da girmiyorsunuz). Önceden online bilet almanızı tavsiye ederiz yoksa bir saate yakın bir zamanınızı sırada geçirebilirsiniz.  


2. Amsterdam gezilecek yerler listesinde Rijksmuseum’un baş rakibi Van Gogh Müzesi:

Amsterdam’da gezilmesi gereken yerlerden biri de Van Gogh Müzesi’dir. Van Gogh’un Ayçiçekleri, Arles’teki Yatak Odası (resmi o kadar beğenmiş ki şu anda Paris ve Chicago’da sergilenen iki kopyasını daha yapmış), Buğday Tarlasındaki Kargalar gibi dünyaca ünlü eserleri her yıl milyonları Van Gogh Müzesi’ne çekmektedir.

Van Gogh sadece eserleri ile değil çalkantılı özel hayatı da dikkatleri üzerine çekmiştir. Şu anda dünyanın en pahalı sanat eserlerinin yaratıcısı olarak görünen Van Gogh (bir eserine 80 milyon dolar değer biçilmiştir) aslında psikolojik rahatsızlığı sonucu akıl hastanesi yatmış, kulağını kesmiş ve sonunda intihar etmiş bir sanatçıdır. Van Gogh’un eserleri o kadar kıymetlidir ki soygunlardan da nasiplerini almışlardır. 

Eğer müzedeki eserleri önceden görmek isterseniz yine Google Art Project ile müzenin içinde sanal bir tur atabilirsiniz. Van Gogh Müzesi’nin uygulamasına gitmeden önce de Touch Van Gogh’u indirirseniz eserler hakkında daha da detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz ki tabloları incelerken daha bir havalı :) oluyor (giriş ücreti 15 euro, 18 yaşından küçüklere, Museumkaart ve Museumplein kart ile ücretsiz). Bir de tavsiyede bulunalım Van Gogh Müzesi ile ilgili. Çünkü biz Amsterdam’a son gittiğimizde tekrar Van Gogh Müzesi’ne gitmek istedik ve her iki günde de kapıda dışarıya taşan ve bina boyunca uzanan sıra vardı. Hele bir de yoğun dönemde gidiyorsanız kesinlikle bir saatten daha fazla zamanınızı alacaktır. Amsterdam’da gezmek yerine sırada beklemek istemiyorsanız mutlaka online bilet alın deriz.   



3. Amsterdam’ın tarihini merak edenler için Amsterdam Müzesi:

Amsterdam’ın yıllar içinde küçük bir kentten nasıl kendine has ve aynı zamanda otantik modern bir şehre döndüğünü görmek istiyorsanız Amsterdam’ın gezilmesi gereken yerlerinden birisi olan Amsterdam Müzesi’ni ziyaret etmelisiniz. İlk Amsterdam seyahatimizde Amsterdam Müzesi’ne gezmeye vaktimiz olmamıştı maalesef. Ama ikinci gidişimizde hak ettiği zamanı ayırmıştık.

Amsterdam Tarih Müzesi’nde sadece tablolar ve resimler yok. İlgi çekici tarihi giysilerden insanın bir anlığına aklına, kendine bile söylemeye çekineceği fikirler getiren göz alıcı kıymetli mücevherlerden Amsterdam tarihinde ayrı bir yeri olan 1927 yılında açılan Cafe’t Mandje kafesinin birebir kopyasına, üzeri işlemeli salyangozlardan ilkokulda bir günü bir saniyeye sığdıracak hızla çevirip durdurduğumuz plastik dünyaların hayallerini süsleyen paha biçilmez yer kürelere, Amsterdam sokaklarının yüzlerce yıllık tozu toprağı ile yıkanmış ayakkabı koleksiyonundan sert ve soğuk mızrak darbelerine maruz kalmış savaş zırhlarına kadar Amsterdam tarihini yansıtan binlerce sanat eseri ve obje var (giriş ücreti 12 euro; I amsterdam City Card, Museum Card ile ücretsiz).


4. Denizcilik meraklıları için Amsterdam’da gezilecek yer Hollanda Denizcilik Müzesi:

Amsterdam’a kadar gelmişken uluslararası ticaret tarihini değiştiren, dünyanın hiç bilinmeyen yerlerine yelken açan, düşmanına korkunç fırtınalardan bile daha çok korku salan Hollandalıların, bunu nasıl yaptığını öğrenmeden dönmek olmaz. Bunun içi gezilmesi gereken yer ise dünyanın en büyük gemi koleksiyonunu barındıran Hollanda Denizcilik Müzesi. Centraal Station’a yakın bu müzede donanmanın kullandığı tarihi silahları ve modelleri görebilirsiniz. Hatta gerçeğine bağlı kalınarak yapılan 1749 yılında batan The East Indiaman Amsterdam’ı ziyaret edip yüzyıllar önce insanların bu gemilerle sekiz ayda Asya’ya giderken neler yaşadığını öğrenebilirsiniz (giriş ücreti 15 euro; 5-17 yaş 7.50 euro; 0-4 yaş, Museumkaart ve I amsterdam City Card ile ücretsiz). 



5. STEDELIJK MUSEUM (Modern ve Çağdaş Sanatlar Müzesi):

Museumplein’e geldiğinizde uzay gemisi gibi mi, yoksa acaba büyük bir banyo küveti mi diye kendi kendinize soru sormanıza neden olacak bir bina görürseniz bilin ki Amsterdam Modern ve Çağdaş Sanatlar Müzesi’ni bulmuşsunuz demektir.  

Uluslararası modern ve çağdaş sanat eserleri müzesi Amsterdam Stedelijk Museum’da, Leonardo da Vinci’nin ünlü eskizindeki Vitruvius Adamı’nın oturabileceği sandalyenin de dahil olduğu yüzlerce mobilyadan, karşısında onlarca saat geçirsek bile anlayamacağımız tablolara kadar çok sayıda eser bulunuyor. Üstelik Matisse, Picasso, Van Gogh gibi sanatçıların eserleri de sergileniyormuş.

Eğer modern sanata ilgi duyuyorsanız veya en azından müzenin eserlerine şöyle bir baktığınızda ilginç bulduysanız Amsterdam Stedelijk Museum’u ziyaret edebilirsiniz (giriş ücreti 15 euro; 18 yaşından küçükler için ve Museumkaart, I amsterdam City Card, Museumplein kartı ile ücretsiz). 


6. Amsterdam’ın en çok gezilen yerlerinden küçük bir kız çocuğunun unutulmaz hayatına ev sahipliği yapan Anne Frank’in Evi:

Amsterdam seyahatinizde şehrin belki de en duygu dolu yerlerinden birisi olan Anne Frank Huis’u (www.annefrank.org) ziyaret etmek için mutlaka zaman ayırmalısınız. Burası Amsterdam’ın diğer yerleri gibi eğlenceli olmak için tasarlanmamış. Tam tersine iki ailenin hiçbir zaman gerçekleşmeyen umutlarına, kimsenin duymaması gereken hıçkıra hıçkıra ağlamalarına, sessizce süzülüp giden gözyaşlarına, üzüntülerine tanıklık etmiş.

Nazilerden kaçan Amsterdamlı iki Musevi ailenin saklandığı bu gizli daire artık bir müze olarak yaşanan trajik yılları Amsterdam’ı gezenlere anlatmaya çalışmaktadır. Düşünsenize Anne Frank gibi 12 yaşında bir kız çocuğu olduğunuzu. 25 ay boyunca küçücük bir evde sekiz kişi Nazi Almanya’sından gizlenmeye çalışıyorsunuz. 12 yaşındaki bir çocuğun en çok seveceği tüm gürültü yapmacalardan, top oynamacalardan, evin içinde yorulmaksızın oradan oraya koşmacalardan vazgeçiyorsunuz. Hiç bitmeyen üstelik kaybederseniz bedelini çok ağır ödeyeceğiniz saklambaç oyununda yıllarca sıkışıp kalıyorsunuz. Ve o kadar sessiz geçen zamandan sonra yakalanıyor, toplama kampına gönderiliyor ve maalesef bu dünyada, bir daha hiç oyun oynayamıyorsunuz.

İşte bu ev, Anne Frank’ın hikayesini anlatıyor. Anne Frank’ın hiçbir şey olmamamış gibi hayatına nasıl devam etmeye çabaladığını evdeki minik detaylarda görebiliyorsunuz. Duvarlardaki çizikler çocukların bu evde boylarının ne kadar uzadığını, yine duvarlardaki resimler Anne Frank’ın her çocuk gibi sevdiği film yıldızlarına ne kadar hayran olduğunu gösteriyor. Anne Frank’ın tuttuğu günlük ise evin duvarlarının sınırlarını aşıyor. Günlük, ailenin Aushchwitz toplama kampından kurtulmayı başarmış yegane üyesi Anne Frank’ın babası sayesinde onlarca dilde yayınlanıyor.

Hikayeyi duyanlar sayesinde de Anne Frank Huis neredeyse bir milyon ziyaretçisi ile Amsterdam’ın en çok ziyaret edilen yerlerinden birisi haline gelmiş. Gittiğinizde siz de kapıdaki sıraya hazırlıklı olun (giriş ücreti euro).


7. Dışarıdan görüp kanal evlerinin içlerini merak edenler için Van Loon Müzesi:

Kendinizi 17. yüzyıl Amsterdam’ında hissetmek isterseniz Amsterdam’ın gezilmesi gereken yerlerinden Van Loon Müzesi’ni ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Van Loon Müzesi’nde kendinizi dünyanın otantik köşelerinden bulduğu baharatları Avrupa’ya taşıyan, çok çok uzaklarda koloniler kuran, sadece ticaret yapmayıp üstüne matbaalarda para basan, dünyanın ilk uluslararası şirketi Dutch East India Company’nin patronu gibi hissedebilirsiniz. 

Amsterdam Van Loon Muzesi

Biz Van Loon Müzesi’ni pek sevmiştik. Hatta Van Loon Müzesi ile ilgili bol fotoğraflı yazımız bile var. Belki de Amsterdam sokaklarında yürürken hemen önlerinden geçtiğimiz daracık yaşlı Amsterdam kanal evlerinde nasıl bir hayat tarzı olduğunu merak ettiğimizdendir (giriş ücreti 8 euro; Museumkaart, Stadspas ve I amsterdam Card ile ücretsiz).


8. MUSEUM AMSTELKRING:

Eğer daha önce anlattığımız ücretsiz gezebileceğiniz Begijnhof’un hikayesi ilginizi çekti ise (Protestanlar yönetimi ele geçirince Katolik ritüellerini ve kiliselerini yasaklamıştı da Katoliklerin gizli kiliseler inşa etmesi gerekmişti) 17. yüzyılda iki asır boyunca kullanılan gizli kilise Museum Amstelkring’i de ziyaret edebilirsiniz. Amsterdam’ın sokaklarında yürürken komşu binaların arasında dikkat çekmeyen ve onu arayan gözler dışında kimsenin fark etmediği bu ev aslında Amsterdam’ın gezilmesi gereken yerlerinden birisi.

1661 yılında Katolik zengin bir tüccar evi satın aldığında, arkadaki binaları da alıp binaların çatısına gözlerden uzak gizli bir kilise inşa ettirmiş. Alterasyon hareketi sonucu Katoliklerin halk içinde ibadet etmesi yasaklanınca Amsterdam’daki Katolikler bu gizlenmiş kiliseye gelmeye başlamışlar. Kiliseye de şartlar göz önüne alındığında daha isabetli bir isim olamayacak Ons’ Lieve Heer op Solder (Tavan Arasındaki Efendimiz) adını vermişler.  Tavan arasına sıkışıp kalan kilisenin oturma yerleri asma balkonlar, zangocun odası mutfak, rahip odası ise merdiven boşluğu imiş (giriş ücreti 8 euro, Museumkaart ve I amsterdam city card ise ücretsiz). 


9. Amsterdamlıların geçmişte nasıl yaşadıklarını merak edenler için Willet-Holthuysen Müzesi:

Yaşanmış mekanlarda gezmek, zengin Amsterdamlı tüccarların yüzyıllar öncesindeki hayatlarını ve nasıl yaşadıklarını görmek, ihtişamlı bir yaşamın yıllar önceki karşılığını öğrenmek istiyorsanız Amsterdam’ın gezilmesi gereken yerlerinden birisi olan Willet-Holthuysen Müzesi’ne www.museumwilletholthuysen.nl uğrayabilirsiniz. Sandrina Holthuysen ve kocası Abraham Willet’in evlerinin odaları arası dolaşırken kendinizi yüzyıl öncesinde resmi bir akşam yemeğine davet edilmiş gibi hissedebilirsiniz (giriş ücreti euro).



10. MUSEUM HET REMBRANDTHUIS (Rembrandt’ın evi):

Rijksmuseum’u gezmeyi planlıyorsanız Rembrant eserlerinin dünyasına gireceksiniz demektir. Peki Rembrandt’ın kendi dünyasına girmek ister misiniz? Eğer Rembrandt’ın eserlerindeki ışık ve gölgelerin hayalden renklere, fırça darbelerinden tuvale nasıl döndüğünü görmek istiyorsanız Rembrandt’ın evi Amsterdam’da sizi bekliyor. Rembrant’ın 1600’lerin ortasında yirmi sene yaşadığı bu ev neredeyse birebir o zamanki haline getirilmeye çalışılmış. Bu şirin Amsterdam müzesini gezerken Oyma baskıları da görmeyi unutmayın (giriş ücreti euro). Üstelik bu müze Amsterdam’da mutlaka yolunuzun düşeceği Red Light District’e çok çok yakın.



11. KONINKLIJK PALEIS (Kraliyet Sarayı):

Amsterdam’a geldim şu meşhur Hollanda Kraliyet Ailesi’nin sarayı neresiymiş, evleri kaç oda kaç salonmuş, ne kadar şatafatlı imiş göreyim diyorsanız, Amsterdam Dam Meydanı’nın bir tarafını boydan boya kaplayan bir zamanların Amsterdam Belediye Sarayı, şu anda kraliyet ailesinin resmi törenlerine ev sahipliği yapan Koninklij Paleis’i mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Doğrusunu söylemek gerekirse biz gittiğimiz şehirlerdeki sarayları görmeye çalışıyoruz. Kralların ve kraliçelerin bir zamanlar el ele koridorlarında dolaştığı, tavandan aşağıya doğru sanki birer sarkıtmış gibi metrelerce uzanan göz alıcı avizelerin altında baloların yapıldığı, küçük prenseslerin soylu olduklarını sürekli hatırlatan dadılarına rağmen çocuk olmayı başardıkları saraylar ilgimizi çekiyor. Belki de bu yüzdendir Kraliyet Sarayı’nı da Amsterdam’da gezilmesi gereken yerlerden birisi olarak tavsiye etmemiz :)

Saray ile ilgili bir de not ekleyelim, sarayda bahsedilen bir zamanlar burada yaşamış Kral Louis Napoleon Bonaparte, bildiğimiz Napoleon Bonaparte değilmiş, onun asi kardeşi imiş. Napoleon, hani meşhur olan, onu Hollanda Kralı olarak gönderdiğinde Louis kendi kuralları ile Hollanda’yı yönetmeye çalışmış. Kendini sevdirmek adına Felemenkçe öğrenmek için bile uğraşmış. Hatta kendisine isminin Felemenkçe hali Lodewijk dedirtmiş. Sonunda da Napoleon, hani imparator olan, onu tahttan almış. İşte bu Napoleon, hani meşhur olmayan, daha önceleri belediye binası olan bu yapıyı 1808 yılında kendisinin de yaşayacağı Kraliyet Sarayı haline getirmiş (giriş ücreti 10 euro; museumkaart ile ücretsiz).  


12. Amsterdam’ın ilginç yerlerinden Madame Tussauds Müzesi:

Amsterdam’ın gezilmesi gereken yerlerinden bir diğeri de Madame Tussauds Müzesi. Gerçi dünyanın çeşitli şehirlerinde de varmış ama biz bilmiyorduk ve daha önce hiçbirine gitmemiştik. Hem zaten yeri de o kadar merkezi ki aman bulamadım, aman o kadar yol yürüyemem deme şansımız da olmadı. Neyse eğer siz de dünyanın en ünlü figürlerinin bal mumu heykellerini yakından görmek, Amsterdam’ın karanlık ortaçağ kanallarının yanından yürümek, korku tünelinde bağırış çağırış esnasında küpenizi kaybetmek (bizim başımıza geldi de, sonra fotoğraflara tek tek bakıp anladık nerede kaybettiğimizi) istiyorsanız Madame Tussauds Müzesi doğru adres.

Amsterdam Madame Tussauds Muzesi

Amsterdam Madame Tussauds Müzesi’nde çok eğlendiğimizden olsa gerek, ayrı bir yazı hazırladık :) Daha detaylı bilgiye ve bal mumu heykellerin fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz.  


13. Elmasların 4C’sini merak edenler için Amsterdam Elmas Müzesi:

Eskiden ulaşılmaz gibi görünen elmasın artık 4C’sini neredeyse bilmeyen kalmadı. Ama gerçekte çok az kişi bu değerli madenin nasıl kesildiğini, nasıl parlatıldığını biliyor. Eğer siz de dünya elmas ticaretinin merkezlerinden biri olan Amsterdam’a geldiğinizde elmasları daha yakından görmek isterseniz 1840’dan beri hizmet veren Coster Diamonds’a ait Amsterdam Elmas Müzesi’ne uğrayabilirsiniz. Müzeye gitmeye karar verirseniz yeri de çok kolay Rijksmuseum ve Van Gogh Müzesi’nin olduğu Müze Meydanı’nda (giriş ücreti 8.50 euro; Museumkaart ve I amsterdam City Card ile ücretsiz). Önceden de uyaralım, eğer ücretsiz girmiyorsanız, müzeyi çok basit bulabilir ve verdiğiniz ücrete üzülebilirsiniz. Fazla vakti ve müze kartı olanlara göre bir yer kısaca :)  

Bu arada Amsterdam’ın nasıl elmas merkezi haline geldiğini de söyleyelim. 16. yüzyılda engizisyondan kaçan Museviler, kendi elmas mesleklerini yanlarında getirmişler. Zamanla diğer meslek sahiplerinin ve doğal olarak dünyanın çeşitli yerlerinden çıkarılan elmasların da gelmesi ile Amsterdam, elmas merkezi haline gelmiş. Maalesef II. Dünya Savaşı’nda yaşananlarla birlikte şehri terkeden Museviler Hollanda’nın elmas ticaretinde güç kaybetmesine neden olmuş. 


14. İçeceklerin dahil olduğu Amsterdam’da gezilecek yer isteyenler için Heineken Deneyimi:

Biranın hikayesini öğrenmek için Amsterdam Heineken Experience ideal bir yer. Bir müze demek yanlış olur buraya. Arka planda yüksek sesle çalan hareketli müzik, sizi takip eden yeşil neon ışıklar, soluklanacağız barlar ile sanki gece dışarı çıkmış gibisiniz. Heineken Experience’da kocaman bakır imbiklerde biranın nasıl damıtıldığından fıçıların at arabaları ile nasıl yolculuk ettiğine kadar birçok şeyi de öğreniyorsunuz. Daha önemlisi verdiğiniz her euronun karşılığını isterseniz tadım olarak da görüyorsunuz. Üstelik en son eve götürmeniz için küçük birer de hediye veriyorlar. Amsterdam’a yakışır bu eğlenceli müzeyi gezdikten ve birazcık da ikramları tattıktan sonra öğle vakti sokaklara hafif yalpalayarak :) geri çıkma ihtimaliniz mevcut (giriş ücreti 18 euro).

DSC 0549 copy 40

Ama daha evvelsi gün Heineken Experience giriş sırasında bir buçuk saat geçirmiş kişiler olarak mutlaka şunu söylemeliyiz. Mutlaka online bilet alın, yoksa Amsterdam’ın soğuğunda; yılbaşı için gitmiştik de, geçen bir buçuk saat akşam üşütüp hasta olmanıza bile neden olabilir. Online bilet alarak hem zamandan tasarruf edersiniz hem de giriş ücreti daha uygun fiyata gelmiş olur. Bizim gibi sırada bekleyen insanların yanından geçerkenki özgüveniniz de cabası :) Bir not daha ki biz de bu nedenle online bilet alamamıştık; aldığınız biletin çıktısını alın diyordu internet sayfalarında ama meğersem e-bilet olarak da alınabiliyormuş aplikasyon üzerinden. Yazıcı erişimimiz olmadığı için biz online bilet alamamıştık, bari sizi kurtaralım kapıdaki sıradan.    

Amsterdam Panorama1 copy 5


15. Biraz korku arayanlar için Amsterdam Zindanı:

Eğer Amsterdam’da müze gezmek yerine daha turistik daha eğlenceli aktiviteler peşindeyseniz The Amsterdam Dungeon’ı beğenebilirsiniz. Aslında adından dolayı Amsterdam kanallarının daha derinindeki zindanlarda korkudan tir tir titremenin, sokakların sesinin ve gün ışığın geçmediği taş duvarların arkasında cadıların karşısında gerim gerim gerilmenin peşindeyseniz dememiz gerekirdi ama işin aslı pek öyle değil :) The Amsterdam Dungeon yaklaşık bir buçuk saatlik canlı bir şov. Efektler ve tabii ki bol bol makyaj ile süslenmiş The Amsterdam Dungeon’da gezdikçe bir şovdan diğerine giriyorsunuz. Canlı olan bu gösterilerde hikayeler de anlatılıyor, bu yüzden İngilizce bilgisi eğer Felemenkçe yoksa olsa iyi olur (giriş ücreti 22 euro; biletleri online alırsanız indirimli, hem online hem öğleden önceye alırsanız daha indirimli; Madame Tussauds ve/veya Kanal Turu ile alırsanız daha da indirimli, daha ne yapsınlar).

Ama ben illa korkmak istiyorum diyorsanız Amsterdam Madame Tussauds korku tünelini daha çok tavsiye ederiz. Sırf zifiri karanlıkta tüyler ürperten seslerin arasında yürümek bile yeterince korkunçtu ki bal mumu sandığınız aktörler bir anda canlanıp neredeyse kolunuzu kavradığınızda çığlık çığlık koşturuyordunuz tünelde :)     


16. Daha önce görmediyseniz Amsterdam’da gitmeniz gereken Body Worlds:

Biz buraya geldiklerinde görmüştük o yüzden Amsterdam’daki sergisine gitmedik ama eğer daha önce görmediyseniz Amsterdam seyahatinizde Body Worlds’u de gezilmesi gereken yerlerden birisi olarak değerlendirebilirsiniz. Önce bir anlatalım gerçi çünkü her ne kadar ilginç olsa da bilmeyenler biraz rahatsız edici bulabilir. 

Body Worlds, kurucusu anatomist Gunther von Hagens’in bulduğu plastinasyon yöntemine dayalı bir sergi aslında. Adından da anlaşılacağı üzere gerçek vücutlar sergileniyor ki bunlar insan veya hayvan olabiliyor. Tabii insanın aklına böyle bir fikir gelmesi için farklı bir hayal gücüne sahip olması gerekiyor. Gunther von Hagens’da da bu yeterince mevcutmuş anlaşılan. Çocukluğunda hastalığından dolayı hastanelerde, gençliğinde ise Doğu Almanya hapishanelerinde geçirdiği yılların buna etkisi olmuş mudur bilinmez ama aldığı tıp eğitiminden sonra plastinasyonu icat edip, patentini almış. Bir de Gunther von Hagens’in fotoğraflarını görürseniz sürekli siyah şapka taktığını fark edecekseniz. Bunun sebebi de aslında Rembrandt’ın eserlerinden olan Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi’nde gizli. Eskiden doktorlar kendilerini, içinde bulundukları toplumun normlarından bağımsız gördüklerinden otopsi esnasında bile şapkalarını çıkarmama alışkanlığı edinmişler. Gunther von Hagens de bu alışkanlığı devam ettiriyormuş.

Bir tür modern mumyalama olan plastinasyonda vücut sıvıları ve yağları ki sergilenenler bu nedenle çok fitler, çıkartılıp yerlerine silikon konuluyormuş. Vücut aseton ile yıkandıktan, istenilen şekil verildikten sonra da ışık ve ısı ile sabit hale getiriliyormuş. 2-3 yıla kadar bile sürebiliyormuş bu işlemlerin tamamlanması. İşte Body Worlds Amsterdam’da kolay kolay başka yerde göremeyeceğiniz bu “eserler” sergileniyor. Body Worlds Amsterdam’da gezerken sadece bu ilginç sergiyi deneyimlemiyorsunuz. Aynı zamanda hayata, sağlığa dair düşünceler beyninizin kıvrımlarında dolaşmaya başlıyor ki o kıvrımları fiziken de karşınızda bir masanın üzerinde cam vitrinin arkasında görebiliyorsunuz. En azından İstanbul’daki geçici sergiyi gezdiğimizde bize öyle olmuştu.

Eğer Body Worlds ilginizi çekiyorsa Amsterdam’da gezilecek yerler listenize ekleyebilirsiniz. Red Light District ve Dam Meydanı’na birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olduğundan ulaşımı da kolay (giriş ücreti 20 euro).


17. Amsterdam’da gezilecek güzel bir kilise yok mu diyenler için Eski Kilise:

Doğrusunu söylemek gerekirse Amsterdam’da öyle Vatikan’daki gibi gösterişli bazilikalar, katedraller görme şansınız pek yok. Ama yine de Amsterdam’da gezebileceğiniz Oude Kerk ve Nieuwe Kerk gibi önemli kiliseler de yok değil. Üstelik ikisi de çok merkezi yerlerde o yüzden buraları görmek için rotanızı değiştirme ihtiyacı da duymazsanız.  

Red Light’ın tam merkezinde konumu ile tezat oluşturan, 700 yaşını geçmiş Oude Kerk Amsterdam’ın en eski kilisesi ve hatta en yaşlı binası. Her ne kadar 1566 yılında bu Katolik kilisenin heykellerine ve dekorasyonuna Protestan Reformasyon hareketi sonucu oluşan İkon Kırıcılık ile zarar verilmiş olsa da kilise vitraylarını ve tavan resimlerini koruyabilmiş. Kilisenin 1700’lerden kalma üzerinde heykeller olan, büyük meşe orgu da görülmeye değer. Ayrıca geldiğinizde kilisenin kulesine de Nisan – Eylül aylarında çıkabilirsiniz (kiliseye giriş 7.50 euro, I amsterdam kart ile ücretsiz). 


18. Kraliyet kilisesini görmek isteyenler için Yeni Kilise:

Dam Meydanı’na gittiğinizde Amsterdam’da görülmesi gereken yerlerden biri de Amsterdam Nieuwe Kerk (New Church). Adının yeni olduğuna bakmayın 1400lerde inşa edilmiş ve en son halini 1600lü yıllarda almış. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden eserlerin sergilendiği Nieuwe Kerk artık kraliyet törenleri dışında kilise olarak kullanılmıyormuş (bilet fiyatı 15 euro, I am Amsterdam City Card ile 3.50 euro, 11:00-17:00 arası açık).  



Bu yazımızı beğendiyseniz diğer Amsterdam yazılarımız da ilginizi çekebilir. Yine yazımızı beğendiyseniz ve destek olmak isterseniz de otel rezervasyonunuzu sayfamızdaki linkler üzerinden yapabilirsiniz :)

DİĞER AMSTERDAM YAZILARIMIZ

Amsterdamda gezilecek yerler Amsterdam muzeleri Madame Tussauds Muzesi Van Loon Muzesi Amsterdam cocuklarla gezilecek yerler Amsterdam kanal evleri Amsterdam otel tavsiye Amsterdam hostel tavsiye Amsterdam Bloemendaal Zaanse Schans Amsterdam yakin minik kasaba Volendam Schiphol havaalani ulasim Amsterdam kanal turu Amsterdam ulasim Amsterdam yeme icme Amsterdam alisveris Tax Free Alisveris Amsterdam card Museumpleinticket

1 Response

  1. İstanbulda Gezilecek Yerler says:

    Ellerinize sağlık çok güzel hazırlamışsınız, doyamadık bitirmeye..