Medusa’nın Salı & Gerçek Hikayesi


Medusa’nın Salı

Louvre Müzesi’nin salonlarında kaybolmuş gezerken yine karşımıza, sanattan bihaber ziyaretçileri bile içgüdüsel olarak etkilemeyi başaran bir tablo çıktı, Medusa’nın Salı (The Raft of the Medusa). Tablonun karşına oturup bir yandan dinlenirken bir yandan da Medusa’nın Salı tablosunu nereden hatırladığımızı bulmaya çalışıyorduk. Meğersem, ki bunu yazımız için araştırma yaptığımız sırada anladık, Medusa’nın Salı, Louvre Müzesi’nin başyapıtlarından birisiymiş.

Sadece Louvre Müzesi’nin değil aynı zamanda romantizmin de başyapıtı olan Medusa’nın Salı tablosu o sırada 27 yaşında olan Théodore Géricault tarafından 1818-1819 yılları arasında yapılmış. Resme bakıldığında gerçek olamayacak kadar dehşet verici görünse de maalesef aslında Medusa’nın Salı tablosu, 1816 yılında Senegal sahillerinde 400 asker yolcusu ile batmaya başlayan Fransız Medusa fırkateyninden kurtulmak için kendilerine umutla ve hızlıca yaptıkları sala daha sonrasında okyanusun sonsuzluğunda mahkûm olan gerçek insanların gerçek hikâyesine dayanıyormuş. 400 kişi ile denize açılmasına rağmen sadece 250 kişiye yetecek kadar kurtarma botu olan geminin batmaya başlaması ile hızlıca yapılan sala doluşan askerler insanlığın hayal edebileceği en zor sınavlar ile sınanmışlar. İlk günün sonunda yemekleri biten, cesetleri ve daha sonrasında ise kurtulamayacak durumda olanları yemeye başlayan askerlerden 13 gün sonra sadece 15 tanesi hayatta kalmayı başarmış. İçlerinde oldukları durum o kadar çaresizmiş ki bazıları kurtulmak için veya belki de kurtulmamak için saldan denize bile atlamış.

Resim ise hayatta kalmayı başaran askerlerin sonsuz denizin ortasında bir gemi ile karşılaştıklarında bazılarının onu fark edip seslerini duyurmaya çalıştıkları, diğerlerinin ise umutsuz, bilinçlerini yarı yitirmiş bir şekilde beklemeye devam ettikleri ve maalesef sonunda başarısız oldukları umutlarının denizin dalgalarında battığı anı betimliyormuş. Géricault resmi çizerken bu korkunç olaydan kurtulmayı başaran askerle yaptığı görüşmelerden ilham almış.

Resmin konusu dışında dikkate değer birçok özelliği daha varmış. Mesela yakın tarihten bir konunun bir bedel karşılığı değil de bir haberi yansıtmak için yapılmış olması veya resim için Géricault’un morglara gidip cesetlerin nasıl göründüğünü, hastanelere gidip ölmek üzere olan hastaların hayattan uzaklaşırken nasıl bir ifadeye büründüklerini incelemiş olması gibi. Resmin ayrıca politik bir yanı da varmış. O da, geminin batmasından sorumlu tutulan 20 yıldır denize açılmamış kaptanı, Medusa fırkateynine atayan Fransız monarşisi ve kralı gerçek suçlu olarak kabul ediliyormuş. Elbette ki bir fırkateyne kaptan atamak düşünüldüğü gibi kralın değil Denizcilik Bakanlığı’nın rutin bir görevi imiş.

Medusa’nın Salı tablosunun bir diğer özelliği de Fransız romantizminin başlangıcı sayılabilecek kadar iddialı bir eser olması imiş. Ama yine de ironik bir şekilde 13 günlük açlığa rağmen kazazedelerin hala kaslı olmaları ve bu denli çıplak tasvir edilmeleri ressamın klasisizmin etkilerinden kurtulamadığını da gösteriyormuş.

Louvre Müzesi’ni ziyaret ettiğimizde, sonsuz güç kaynağı güneşin bile aydınlatmayı başaramadığı okyanusun, binlerce metre derinliği ile aralarındaki tek parça olan salda, 150 askerin susuzluk, açlık, çaresizlik ve yamyamlık ile geçen 13 gün boyunca kurtarılmayı beklediği anları betimlediğini biliyor olsaydık muhtemelen Medusa’nın Salı tablosuna daha farklı gözlerle bakacaktık.

……………………………..

Bu arada Louvre Müzesi’ne gidiyorsanız mutlaka Mona Lisa ve Kanatlı Zafer Heykeli yazılarını da okumanızı tavsiye ederiz :).

……………………………..

Louvre Müzesi ve Medusa’nın Salı tablosu yazımız ilginizi çekti ise daha fazlasından haberdar olmak için facebook/saventravel sayfamızı da beğenebilirsiniz.

You may also like...